Danışanlarıma bazen sorarım, “Son zamanlarda nereye gittiniz?” Cevap verirken sadece coğrafyadan bahsetmediklerini fark ederim. Bir yere gitmek çoğu zaman bir yere varmakla ilgili değildir; bir yerden ayrılmakla ilgilidir.
Hareket ve değişim
İnsan zihni durgunken kendine döner. Ama döndüğünde çoğu zaman aynı düşüncelere çarpar, aynı korkulara, aynı pişmanlıklara. Bu yüzden bazen durmak iyileştirmez, hareket eder. Hareket yeni manzaralar sunar, ve yeni manzara, yeni düşünce için zemindir.
Yol hâli bu yüzden insanlarda garip bir açıklık yaratır. Araba kullanırken birdenbire aklınıza gelen şey, trende dalıp gittiğiniz sırada zihninizi geçen o cümle, uçak kalkarken size ait olduğunu yeni fark ettiğiniz o duygu. Bunların hepsi, hareketin içimize yerleştirdiği bir tür gevşemenin ürünleridir.
Neden yol, oturup düşünmekten daha etkili
Oturup düşünmek, çoğu zaman zorlanarak yapılan bir iştir. “Hadi şimdi kendime bakayım” dediğinizde aklınız size karşı koyar, dağılır, başka yerlere kaçar. Ama araba kullanırken, yürürken, tren penceresinden dışarı bakarken, dikkatiniz tam olarak orada değildir. Hafif bir dağınıklık içindedir. İşte bu dağınıklık, bilinçdışı malzemenin yüzeye çıkması için ideal bir ortamdır.
Freud buna çağrışım özgürlüğü derdi. Bilişsel psikoloji ise “varsayılan ağ” (default mode network) der; beynin aktif görevde olmadığı zaman devreye giren ve kendilik temsilleri üzerinde çalışan bir ağdan bahseder. Uzun bir araba yolculuğu, uzun bir yürüyüş, tren camında kayan manzara; bunların hepsi varsayılan ağı çalıştırır.
Yolun yarattığı mesafe
Bir yere gitmek, aynı zamanda bir yerden uzaklaşmaktır. Ve uzaklaşmanın bir büyüsü var. Sorunlarınız olduğu gibi duruyor, ama uzaktan bakınca daha küçük görünüyor. “Bu işe bu kadar neden takıldım ki” diye düşündüğünüz anlar, genellikle o konudan fiziksel olarak uzaktayken gelir.
Terapide de buna benzer bir mesafe üretmeye çalışırız. “Şimdi bu durumu bir süreliğine bırakalım da başka bir şeye bakalım” deriz. Amaç sorundan kaçmak değil, sorundan bir an için ayrılıp sonra geri dönebilmek. Yol da tam olarak bu alanı yaratır. Yol üzerindeyken hayatımızın içinden değil, biraz dışından bakarız.
Bazı yolculuklar bir seans kadar iyi gelir
Bu cümleyi terapist olarak söylemek hafif bir tehlike içerir; terapinin yerine başka bir şey koymak gibi anlaşılabilir. Oysa kastettiğim farklı. Terapi iyi olur ama sürekli yapılamaz; yol ise sıklıkla yapılabilen bir şeydir. Birbirinin yerini tutmazlar, ama aynı iç kaslara dokunurlar.
Düzenli terapiye gidemeyen, gitmeye henüz hazır olmayan, ya da sadece küçük bir nefes arayan biri için ara sıra bir yola çıkmak, bir yürüyüşe başlamak, bir tren biletini planlamak küçük ama gerçek bir bakım ritüelidir. Kendinize verdiğiniz değerin somut bir ifadesidir. Bu yüzden yol, sadece bir yere gitmek değil, kendini önemsemenin de bir biçimidir.
Yolda düşünmeyi öğrenmek
Yol yapma kültürümüz son yıllarda değişti. Arabalarda podcast açık, trende dizi izleniyor, uçakta laptop çalışıyor. Bu kötü bir şey değil, ama yolun doğal olarak içimize açtığı alanı kapatıyor. Ara sıra bunları kapatıp, sadece dışarı bakmayı deneyin. Kulaklıklarınız olmasın. Elinizde kitabınız olmasın. Sadece pencere ve yol olsun.
İlk on dakika sıkıcı gelecek. Bir süre sonra aklınıza başka başka şeyler gelmeye başlayacak. Belki çok eski bir anı, belki söylenmemiş bir cümle, belki fark etmediğiniz bir yorgunluk. Bırakın gelsinler. Cevap vermek, çözmek, düzeltmek zorunda değilsiniz. Sadece yolun size sunduğu bu küçük açıklığı karşılayın.
Döndüğünüzde bazen bir cümle, bazen sadece bir hafiflik olur elinizde. Yolun terapötik değeri, tam da bu sadelikte saklıdır.
DÜŞÜNCE NOTU
Bu tür refleksiyonların iki haftada bir e-postanıza gelmesini ister misiniz?