Skip to main content

Lise son sınıfında bir danışanımın bana sorduğu soru aylardır aklımdan çıkmıyor: “Hocam, ben mi çok kaygılıyım, yoksa kaygılanmak gereken bir durum mu var?” Bu cümle, sınav kaygısının aslında kimin kaygısı olduğunu yeniden düşünmemi sağladı.

Kaygının sahibi kim

Sınav kaygısı denildiğinde ilk akla gelen öğrenci oluyor. Oysa kaygı çoğu zaman tek bir kişide değil, bir sistemde dolaşır. Öğrencinin kaygısı, ailenin kaygısından bağımsız değildir. Ailenin kaygısı, okulun başarı baskısından bağımsız değildir. Okulun kaygısı, toplumdaki geleceğe dair belirsizlikten bağımsız değildir. Öğrenci, aslında bu zincirin en aşağısında, herkes adına kaygılanıyor olabilir.

Bu nedenle sınav kaygısını sadece öğrencinin kişisel bir sorunu olarak ele almak eksik bir bakıştır. Terapide öğrenciyle çalışırken çoğu zaman paralel olarak aileyle de konuşmam gerekiyor. Çünkü öğrencinin gerilimi ile ailenin gerilimi birbirine bağlı çalışan iki sarkaç gibidir; birinin hızı diğerini etkiler.

Başarının fiyatı

Türkiye’de sınav hazırlığı bir yılı aşan bir maratondur. Bu süre içinde öğrenci sosyal hayatından, uyku düzeninden, hobilerinden, çoğu zaman kendine ait bir düşünce alanından vazgeçer. Bu vazgeçişler sessizdir; kimse “ben kendimden vazgeçiyorum” demez. Ama bir süre sonra beden ve zihin, bu vazgeçişin faturasını kesmeye başlar.

Baş ağrıları, sindirim sorunları, uyku problemleri, öfke patlamaları, içe kapanma. Bunlar sınav kaygısının somut yüzleridir. Pek çok aile bu belirtilerle karşılaştığında onları “sınav stresi, normal” diye geçiştirir. Oysa beden, uzun süreli stres altında değişmekten başka çaresi olmayan bir organizma. Göz ardı edilen her belirti, sınav sonrası dönemde daha büyük bir yük olarak geri döner.

“Ne istiyorsun” sorusunun yokluğu

Sınav hazırlığı döneminde öğrencilere en az sorulan soru şudur: “Sen ne istiyorsun?” Onun yerine sürekli sorulan soru “hangi puanı alacaksın”dır. Bu ayrım küçük gibi görünüyor ama öğrencinin kimlik gelişimi açısından derin sonuçlar doğuruyor. Kendisine ne istediği sorulmayan genç, bir süre sonra ne istediğini kendine de sormaz olur. Kararlarını dış beklentilere göre alır. Bu, ömür boyu sürebilen bir kaygı kaynağıdır.

Erikson’un psikososyal gelişim kuramında ergenlik dönemi kimlik arayışı dönemidir. “Ben kimim, ben ne yapmak istiyorum” soruları tam da bu yaşlarda olgunlaşır. Ama sınav sistemi, bu soruların üstüne bir hedef kağıdı yapıştırır. “Sen kim olmak istersen ol, önce şu puanı al.” Gencin içsel arayışı, dışsal bir hedefin gölgesinde kalır.

Ebeveyn ne yapabilir

Ebeveyn olarak sistemi değiştirmeniz mümkün olmayabilir. Ama çocuğunuzun sistemin içinde daha az yalnız hissetmesini sağlayabilirsiniz. Birkaç küçük pratik öneri: Sınav sonucu üzerine değil, sürecine odaklanan bir dil kurmak. “Kaç puan aldın” yerine “bugün nasıl geçti” diye sormak. Not üzerinden bir kimlik inşa etmemek; çocuk sadece öğrenci değil aynı zamanda bir insandır, bu insan yanını canlı tutmak gerekir.

Başarısızlık ihtimalini açık açık konuşmak, çelişkili gibi görünse de, kaygıyı azaltır. “Sınavdan iyi bir sonuç alamazsan ne olur?” sorusunun cevabı ev içinde konuşulmamışsa, çocuğun zihninde bu soru felaket senaryolarıyla doludur. Konuştukça bu senaryolar küçülür. Öğrenci, olası başarısızlığın da yaşanabilir bir şey olduğunu görür.

Öğrenci için bir söz

Bu yazıyı eğer sınav hazırlığı sürecindeki bir öğrenci okuyorsa, şunu söylemek isterim: Kaygınız sizin yetersizliğinizin kanıtı değil. Kaygı, çoğu zaman içinde bulunduğunuz durumla ilgili gerçekçi bir tepkidir. Sizin kaygınız yoksa bile etrafınızdaki herkesin kaygısı sizi sarıyor olabilir. Bu durumda bazen yapılacak en iyi şey kaygıyı susturmaya çalışmak değil, kaygıyı tanımaya çalışmaktır. “Bu benim kaygım mı, yoksa başkasının bana yüklediği kaygı mı?” sorusu, bazen büyük bir açıklık getirir.

Ve şunu unutmayın: Sınav hayatınızın en önemli anı gibi görünebilir, çünkü şu an herkes öyle davranıyor. Ama beş yıl sonra, on yıl sonra, bu sınav hayatınızın sadece bir anı olacak. İyi yapmanızı umuyorum. Ama iyi yapamazsanız, yine de bir hayatınız olacak, ve o hayat değerli olacak.


DÜŞÜNCE NOTU

Bu tür refleksiyonların iki haftada bir e-postanıza gelmesini ister misiniz?

E-postanız sadece Düşünce Notu için kullanılır. Her zaman tek tıkla abonelikten çıkabilirsiniz. KVKK

📅 Online Seans İçin Randevu Al

Leave a Reply