DAVETLİ KONUŞMA, 19 NİSAN 2025
Görünmeyeni Görmek: Duygusal İhmal ve İstismarın Ergenlerin İç ve Dış Dünyasına Yansımaları
18. Okul ve Psikanaliz Sempozyumu “Şiddet: İçeriden Dışarıya”, İstanbul Psikanaliz Derneği ve Robert Kolej iş birliğiyle, Robert Lisesi Tiyatro Salonu.
Bu sayfa, sempozyumdaki konuşmanın birebir dökümü değil; konuşmadan öne çıkan düşüncelerin bir derlemesidir. Odakta şu soru vardı: Bir çocuk sustuğunda, biz o sessizliği ne kadar duyabiliyoruz?

Öne Çıkan Düşünceler
Güvenli alan, bir odanın değil bir ilişkinin adıdır
Terapi odası, duvarları olan bir mekandan önce bir ilişki biçimidir. Çocuk ya da ergen içeri girdiğinde, asıl sınadığı şey koltuğun rahatlığı değil; karşısındaki yetişkinin dayanıklılığıdır. “Burada ne söylersem söyleyeyim, bu ilişki devam eder mi?” sorusunun sessiz cevabını arar.
Winnicott’un “holding” kavramı tam da buraya işaret eder. Tutulmak, fiziksel olarak kucaklanmaktan fazlasıdır; duygusal olarak taşınabilir hissetmektir. Ergen, sınayarak güvenir. Kızarak, susarak, geç kalarak, bazen sert bir sözle. Biz o sınamanın karşısında yerimizde kaldıkça, güvenli alan yavaş yavaş kurulur.
“Hocam, burada irinimi akıtıyormuşum gibi hissediyorum.”
Bir ergen danışanın seans içinde söylediği cümle.
Duyulamamış çocukluk, büyüdükçe bedene ve davranışa sızar
Duygusal ihmal, çoğu zaman gürültüsüz bir yaradır. Kimse bağırmamış, kimse vurmamıştır; ama çocuğun duyguları karşılanmamıştır. Ağladığında yanına gidilmemiş, korktuğunda sözüne kulak verilmemiş, sevindiğinde paylaşılmamıştır. Bu eksiklik, çocuk büyüdükçe ya somatik belirtilere ya da davranış sorunlarına dönüşür.
Ergen, duyulmadığı bir hayatın içinde kendini duyurmanın yollarını arar. Bazen öfke, bazen geri çekilme, bazen akademik düşüş, bazen bedene yönelen bir şiddet biçiminde. “Yaramaz” diye etiketlenen çocuğun altında çoğu zaman duyulmamış bir hikaye vardır.
Okul, bazen ailenin yapamadığını onarabilen bir alandır
Evde karşılanmamış olan, okulda bir öğretmenin dikkatiyle, bir rehberlik servisinin sabırlı bakışıyla, bir arkadaşın yanında durmasıyla kısmen onarılabilir. Okul sadece bilgi aktaran bir kurum değildir; çocuğun ikinci bir bağlanma alanı, ikinci bir ayna olma potansiyeli taşır.
Bu yüzden öğretmenin bir öğrenciye “bugün iyi misin?” diye sorması küçük bir jest değildir. Çocuk için o soru, görünür olduğunun kanıtıdır. Okulun iyileştirici rolü, müfredatın içinde değil; ilişkilerin niteliğinde saklıdır.

Vakadan bir kesit: susan ergenin içindeki volkan
Konuşmada, kimliğini koruyarak paylaştığım bir vakadan söz ettim. Ailesi tarafından “sorunsuz, uyumlu, sessiz” diye tanımlanan bir ergenin, seanslarda yavaş yavaş yüzeye çıkardığı öfke ve yalnızlık duygusu. O sessizliğin altında duyulmamış yılların biriktiği bir iç dünya vardı.
Çocuk sessizleştiğinde, çoğu zaman “iyi” sanılır. Oysa sessizlik; uyumun değil, umudunu yitirmenin işareti olabilir. “Nasıl olsa duyulmayacağım” cümlesini içinden söyleyen bir çocuk, zamanla sözünü de, duygusunu da geri çeker.
Ebeveynin iki ucu: kontrol ve ihmal
Ebeveynlikte çocuğu boğan aşırı kontrol kadar, yalnız bırakan duygusal ihmal de yaralayıcıdır. İki uç da ortak bir mesaj verir çocuğa: “Sen olduğun haliyle yetmiyorsun.” Biri “düzelteceğim” diyerek müdahale eder, diğeri “kendin halledersin” diyerek geri çekilir. Oysa çocuğun ihtiyaç duyduğu şey ikisi de değildir. İhtiyaç duyduğu şey, yanında durulmasıdır.
Sağlıklı ebeveynlik, çocuğun duygularına temas etmek ile ona alan açmak arasındaki o ince dengede kurulur. “Seni görüyorum ama sana yer de veriyorum” diyebilmektir.
Ekip işi: ruh sağlığı tek bir omza sığmaz
Ergen ruh sağlığı, tek bir uzmanın, tek bir öğretmenin, tek bir ailenin omzuna yüklenemeyecek kadar çok katmanlıdır. Psikolog, psikiyatrist, rehber öğretmen, sınıf öğretmeni, aile ve bazen okul idaresi, aynı çocuk etrafında bir ağ kurar. Bu ağ, çocuğu “vaka” olarak değil, insan olarak taşıyan bir alandır.
Ekip içi iletişim zayıf olduğunda, çocuk parçalanmış bir şekilde görülür; kimi yerde “sorunlu”, kimi yerde “başarısız”, kimi yerde “yaramaz”. Oysa ekip birlikte düşündüğünde, o çocuğun bir bütün olduğu hatırlanır.
Kapanış: görünmeyeni görmek, birlikte düşünmekle başlar
Görünmeyeni görmek büyük bir keşif değildir; küçük, tekrar eden bir dikkat halidir. Bir çocuğun susmasında yenilgiyi, yaramazlığında korkuyu, uyumunda yorgunluğu fark edebilmektir. Bu dikkat, tek bir uzmanın sezgisiyle değil; birlikte düşünen bir topluluğun ortak bakışıyla mümkün olur.
Konuşmayı bir şiirin dizeleriyle kapatmıştım:
İçerde bir taraf bahar, bir taraf yaprak döker.
İnsan bir köke bağlı yaşar, bir dalda çiçek açar.
Her çocuğun içinde eş zamanlı olarak açan ve dökülen bir şey vardır. Bize düşen, o ikisini birden taşıyabileceği bir alan açmaktır.